
Hayatımızı sürdürürken konuşmalarımız içinde kullandığımız yabancı kelimelerin sayısının son zamanlarda oldukça arttığını fark edebiliyoruz. Bu problem her geçen gün büyümekte; öyle cümleler kuruyoruz ki bazen Türk dil kurallarından son derece bağımsız…
Dünyada artık dış ülkelere bir saldırı aracı olarak kullanılan dil konusunda oltaya çok çabuk yakalanıyoruz. Unutmayın bir ülkeyi savaş ile işgal etmek mümkün olmuyorsa onu ya ekonomisi ile ya da dili ile yaralayarak elde edebilirsiniz. Bir şekilde içine sızmanız gerekir.
Şöyle bir inceleme yaptığımızda son 5 yıl içerisinde dilimizde dönüp duran kelimelerin arasında ne kadar fazla yabancı kelimenin olduğunu anlayabilmekteyiz.
Yabancı kelimeleri hayatımızdan çıkartmak ve bu konuda etrafımızdakileri uyarmak bir vatandaşlık görevidir. Yabancı ülkelerde yaşayan insanlar farklı dillerin etkisinde kalmamaları için öncelikle devlet tarafından bilinçlendirilir, sonrasında çeşitli örgütler ile bu konunun hassasiyeti üzerinde durulur.
Lütfen dilimizi ve Türkçemizi koruyalım….
Bir yandan korku, bir yandan ümidin varsa, iki kanatlı olursun, tek kanatla uçulmaz zaten.
Mevlana Celaleddin Rumi
Bir Şeyleri Kaybetmeden Değerini Bilmek
Merhaba paylaşım merkezi ziyaretçileri genç beyin dergisinin yeni sayısında okuduğum bir hikayeyi sizinle paylaşmak istedim.Gerçekten çok anlamlı bir hikaye bunu hepimiz yapıyoruz dünyanın akışına kendimizi kaptırıyor ve sevdiklerimizi ancak kaybedince hatırlıyoruz.İleride pişman olmamak için kaybetmeden kıymetini bilin herşeyin.
Buyrun hikaye :
Genç adam caddenin kenarında uygun bir yere park etti, yakınlarda bir çiçekçi olduğunu biliyordu. Annesine çiçek gönderecekti. Yaklaşık
300 km. uzakta yaşıyordu annesi.Çiçekçiye yaklaştığında kaldırımda ellerini başına götürmüş, sessizce oturan bir kız çocuğu gördü. Yaklaşınca ağladığını fark etti. “Neden ağlıyorsun?”diye sordu.
Kız çocuğu gözlerini umutsuzca kaldırıp cevapladı:
“Anneme bir gül almak istiyorum amaparam çıkışmadı!”
Genç adam gülümsedi:
“Benimle gel, sana bir gül alırız!”
Küçük kızın gülünü aldı, sonra annesine de bir buket gül ısmarladı. Çıkmak üzereyken elindeki güle bakıp bakıp sevinen kız çocuğuna isterse kendisini eve bırakabileceğini söyledi. Çocuk kabul etti, “Lütfen!” dedi, “Beni anneme götürün!” Yolu tarif ederken şehrin sakin bir semtine yaklaşmaya başladı. Araba yüksekçe bir duvarı süsleyen geniş kapının açık kanatları arasından yoluna devam etti. Adam buraya yakınlarda pek uğramamıştı. Boy boy selvileri, rengârenk çiçekleri seyrederek annesini buldular. Arabadan inip küçük kızın annesine doğru gidişini seyretti. Elindeki taze gül dalını usulca uzattı küçük kız, henüz taze olduğu belli olan toprağa itirazsız uzandı gül. Mezar taşına kazılı ölüm tarihini okuduğunda genç annenin bir kaç ay önce buraya geldiğini fark etti adam. Küçük kızın ağzından dökülen fısıltılı duaları duymaya çalıştı. Taze gül fidanıyla sevindirdiği mahzun kız çocuğunun annesi için bir Fatiha da o hediye etti. Kız çocuğunu annesiyle baş başa bırakarak arabasına bindi. Doğruca çiçekçiye gitti. Annesi için yazdırdığı çiçek siparişini iptal etti. Ve genç adam arabasının burnunu otoyola çevirdi. Annesine gidiyordu şimdi, ön sağ koltuğun üzerinde kırmızı bir gül uzanıyordu, annesine kendi elleriyle vereceği gül Dr. Senai Demirci